Haberler

Özgül Öğrenme Bozukluğunda 3S Kuralı; “Sevgi, Saygı, Sabır”

Özgül öğrenme bozukluğu, halk arasında az bilinmesine karşın en basit tanımıyla herhangi bir zihinsel, duyusal, nörolojik, fiziksel ve ruhsal engele bağlı olmaksızın kişinin okuma, yazma ve matematik alanlarının biri veya birkaçında yetersizlikler yaşamasıdır. Fakat ne yazık ki özgül öğrenme bozukluğu yaşayan çocuklar, aileleri ve öğretmenleri tarafından çoğu zaman fark edilememektedir.

KOÜ Özel Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi ve Konuşma Terapisti Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Aydın Uysal, “Aileler ve eğitimciler çocukların gelişimini dikkatle takip ederek erken tanı konulmasına yardım etmelidirler.” ifadelerini kullanırken Özel Öğrenme Güçlüğü Eğitmeni ve Sınıf Öğretmeni Şule Nişancı ise “Bu işin çözümü ‘3S’ kuralıyla; sevgi, saygı ve sabırla çocuğa destek olmaktır.” dedi.

“Özgül Öğrenme Bozukluğu, Zekâ Geriliği Değildir”

Özgül öğrenme bozukluğu ile ilgili bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Aydın Uysal, “Beyindeki yapısal ve işlevsel bozukluklar okuma, konuşma, yazma ya da matematik becerileri için gerekli bilişsel işlevlerin gelişmesinde gecikmeye neden olur. Bu da özgül öğrenme bozukluğunu ortaya çıkarır. Kişinin, eğitsel becerilerinin yaşına göre beklenenin altında olduğu bir bozukluk olarak tanımlanan bu durum herhangi bir zekâ geriliği değildir.” ifadelerini kullandı.

Aile, Çocuğa Güven Aşılarsa Başarı Kendiliğinden Gelir

Özgül öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitiminin ailede başladığını kaydeden Şule Nişancı ise, “Eğer aile bu eğitimi destekliyor ve çocuğundaki farklılıkların farkındaysa eğitimde ilerlememiz çok kolay oluyor. Ama aile bu durumu kabullenmiyorsa eğitmen ne yaparsa yapsın fayda etmiyor. Bu işin çözümü ‘3S’ kuralıyla; sevgi, saygı ve sabırla çocuğa destek olmaktır. Aile çocuğa gerekli güveni aşıladığında ve çocuğun sosyalleşmesi için onu desteklediğinde eğitimdeki başarı kendiliğinden gelir.” diye konuştu.

Okuma-Yazma Sorunu Göz Ardı Edilmemeli

Özgül öğrenme bozukluğunun kendi içinde türlere ayrıldığından bahseden Aydın Uysal, şöyle konuştu: “Disleksi, özgül öğrenme bozukluğu türlerinden yalnızca biri olmakla birlikte bireyin zekâ ve eğitim düzeyine kıyasla okuma başarısının geriliğini gösterir.”

“Diğer öğrenme bozukluğu türleri ise matematik alanında güçlük yaşama anlamına gelen ‘Diskalkuli’ ve yazma bozukluğu anlamına gelen ‘Disgrafi’dir. Diskalkuli’nin, beklenilmeyecek düzeyde parmak hesabı ile matematiksel işlem yapma, saati okumada zorluk, sağ-sol karıştırma gibi belirtileri mevcutken Disgrafi’nin, okunaksız el yazısı, yazılarında harf, sözcük ve hece atlama, sözcüğü yanlış yazma gibi belirtileri mevcuttur.”

“Aileler ‘Neden?’ Demek Yerine Çocuklarına Destek Olmalı”

Ailelerin çocuklarına destek olması gerektiğini kaydeden Şule Nişancı ise, “Çocuk içine kapanıksa, göz teması kurmak istemiyorsa, okulda arkadaşlarıyla grup olamıyorsa, okuma ve yazması geciktiyse aile buna dikkat etmeli. Çocuk bunları yaşadıkça içine kapanır ve bu yükü tek başına omuzlamış olur. Aileler sadece ‘neden?’ sorusuna odaklanıyor. Ancak “neden?” sorusunu sormak yerine bu durum kabul edilmeli ve çocuklara destek olunmalı.” ifadelerini kullandı.

“Hastalığın Tedavisinde Ekip Olarak Çalışılmalı”

Özgül öğrenme bozukluğunda erken tanının önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Uysal, “Tedavi sürecinde başta çocuk psikiyatrları olmak üzere; psikologlar, çocuk nörologları, özel eğitimciler ile dil ve konuşma terapistlerinin yer aldığı bir ekip çalışmalı. Erken tanı sonucunda özgül öğrenme güçlüğü olan kişiler için bireyselleştirilmiş eğitim ve psikoterapi programları oluşturulmalı. Bu programların başarısı ise ailelerin de bu eğitimlere aktif destek vermesiyle mümkün olabilir” dedi.

Haber: Helin Kaya (BHİ)

Demo Settings
Header Colors
Navigation Colors
Footer Colors